Ana içeriğe atla

Ben Ölmeden Önce - Bölüm 1 Kısım 8


Bu gezdiğim şehir, bu sokaklar, bu caddeler hepsi benim zihnimde. Bahsettiğim herşey bu dünyaya bakınca gördüklerimden ibaret...
Beton şehirlerde yaşayan cesetler, kaybolmuş hayatlar, yolda yürürken ayağıma takılan yitirilmiş benlikler, marka imparatorlukları, banka krallıkları, güce tapan şeytani devletler, insan hayatını önemsizleştiren, adeta  tüketilebilir bir ürün misali servis eden televizyon kanalları ve daha nice çürümüş, kokuşmuş hastalıklı yaşam ve fikirler...
Bunlar ölmeden kısa bir zaman önce sorgulamaktan beyin çeperlerimi yırtan, kabul etmekte zorlandığım olgulardı.
Burada gökdelenin 37. katında Azrail'le poker oynarken birşeyi fark ediyor insan; bu kokuşmuş dünya da hala iyi kalabilen ve arkanıza döndüğünüz de yüzünüzü gülümseten insanlar var. Onlar bataklıktaki nadide çiçekler misali orada duruyorlar. Ben de bu yüzden şanslıyım aslında onları tanımak bir onurdu. Onlara ölmeden önce son sözlerim hep oldukları gibi kalmalarıdır. Bu döngüyü kırmamızın başka bir yolu yok defalarca denedim her biri başka bir felaketi tetikledi. Bu intahar notları bu yüzden önemli döngüden ancak böyle kurtulacaksınız. Benim artık soğuk betonla buluşma vaktim geldi...       [HKZ]

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Karaborsa Aşklar...

Büyük Aşklar değildir efsane olan... Büyük aşklar, büyük acılara gebedir, Aslında efsane olan hep büyük acılardır... Nereye gitti bu büyük aşklar? şimdi yaşanılan hoşlantılara Aşk diyebilen  insanlar bu oyunun bir parçası mı? Aşk artık karaborsada, kaybolmuş, zamanı geçmiş, orjinal de hala içinde olan karışmış sahte biletler gibi... Kimse bilmiyor neden bu kadar dejenere oldu sevdalar ve işin esas acı kısmı kimsenin gerçekte umrundada değil ne olduğu... Bir garip adamın anılarından notlar; "Siz hiç otobüse binip heyecandan molalarda bile otobüsten inmeden 17 saat boyunca aynı koltuktan kımıldamadan yolculuk ettiniz mi? veya Hava -15 derecede üzerinize lapa lapa kar yağarken hiç bilmediğiniz ...

Çember...

Yorgunuz... O kadar yorgunuz ki, mutluluk maskesinin ardından bakıyoruz dünyaya...Gülüşlerimiz ardına saklı, sayısını bile unuttuğumuz hayallerimizden oluşan cesetler var. Kanlı ihanetlere kurban gitmiş masum umutlar. İçimizden o çocuksu yanımızı koparıp alan, benliğimizi kilitli kapılar ardına iten, bizi biz olmaktan korkutan, aslında hiç olmadığımız karakterlerin arkasına sindiren kötülükleri tüm genlerine yayılmış insanlara maruz kalmaktan yorgunuz... Yorgunuz çünkü aslında hiç söz sahibi bile olmadığımız bir sistemin içine itilip çocukluğumuzdan beri "sen bunu yapacaksın, sen bu olacaksın" gibi emir kipleri ve yönergelerle hayatımızı var olan sisteme, (istekli veya isteksiz) kurban etmekten, hep toplum veya adına her ne denilirse denilsin bize dayatılan ve aslında hiç istemediğimiz bu boktan yaşam senaryolarına uymaktan, karşı çıktığımızda ise dışlanıp ötekileştirilmekten yorgunuz... Çok şey de istemiyoruz ki, sadece sakinlik   istiyoruz, kendi mutlu olduğumuz yoll...

Viski ve Mermi

İki adam barda yanyana otururyorlardır. Biri diğerine dönüp; - Sana bir kişiyi öldürme şansı verselerdi kimi öldürürdün? diye sorar. Adam aşağıdan yukarıya yanındaki adamı süzer, adamı ilk defa görüyordur. -Hiç kimseyi diye cevap verir Adam hassiktir tonunda bir tıslayarak gülme sesi çırttıktan sonra tekrar dönüp - Sende onlardansın demek der ve viskisinden bir yudum daha alır Diğer adam anlamaz ve şaşkın bir şekilde - Kimlerden? diye sorar - 3 K (KKK) der ve viskisinden son yudumu alır. - Anlamadım? - 3 K yani Kendi Kendinin Katili. Kimseyi incitmeyecek olanlar hep kendini öldürür yavaş yavaş. Karşısındakinin ya çok sarhoş yada deli olduğunu düşünmeye başlar. - Peki sen kimi öldürürdün? - Barmeni. - Barmeni mi? Neden? - Çünkü bardağımın bittiğini gördüğü halde doldurmuyor. Üstelik saat daha 10'a 20 dakika var. - Nasıl yani? - Saat 22:00 olana kadar bu bardağı hiç boş bırakma demiştim. - Ama bunun için birini öldürmen çok saçma! - İşte farkımızda burada de...