Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ben Ölmeden Önce - Ölüm Sanrıları

Bu sanrılar beni adeta öldürüyor... Sanki beyin hücrelerim tek tek çatlayıp, parçalara ayrılıyor. Beynim akışkan bir kan tabakası misali, kulaklarımdan gözlerimden fışkırıyor! Yüzüm gözüm kan içinde. Bunca saattir bu işkenceye katlanabilmem bile mucize. Ciğerlerim kan dolu ve bir kaç kaburgam kırık sanırım, nefes aldıkça ciğerlerime batıyor. İşte bu sanrılar bunca işkencenin bir armağanı. Tek tek silüet halinde karşımda duruyorlar ve hepsinin katledilişi, çığlıkları defalarca kulaklarımda çınlıyor. Belki de pişmanlıklarımın, azap dolu sanrılara dönüşümü bütün bu yaşadıklarım. Onları uyarmalıydım! En azından pişmanlıklarımı Azrail ile paylaşmanın eşiğine gelmeyebilirdim ve en azından onlar hala hayatta olurdu... [HKZ]

Ben Ölmeden Önce - Boktan Bir Durum

Murphy der ki; her şey iyi gidiyorsa kesin bir terslik vardır. Sizin hiç hayatızda bulunan problemleri düzeltmeye çalıştıkça daha da dibe battığınızı farkettiğiniz oldu mu? Peki ya zihninizdeki düşüncelerin uçurumdan atlar gibi birer birer sizden uzaklaşıp, kasvetli bir boşlukta amaçsızca orada  aylarca kalakaldığınız? Sanki bataklığın ortasına saplanmışınız da her yanımız çamurdan devasa bir okyanus ve biz çırpındıkça batıyoruz. En son ağzımız bile çamurla dolup boğulurken uyandınız mı hiç? Bu kabusu her gece yaşadığınızı ve o çaresizliğin içinde kapana kısıldığınızı bir  düşünün... İşte bu kabusun tam ortasında sıkışıp kaldım, her sabah boğularak uyanıyor gülen bir maske takıp, maskenin ardında bu kabusu hazmetmeye çalışıyorum sessizce... Belli bir zaman sonra ise size bu boktan durum standart bir şey gibi gelmeye başlıyor. Kabullenmiyorsunuz ama alışıyorsunuz ve kabullendikçe bi kat üstünüzde bulunan başka bir boktan hâlet-i rûhiye tepenize çöküyor. Bu duruma bi...

Ben Ölmeden Önce - Bölüm 1 Kısım 8

Bu gezdiğim şehir, bu sokaklar, bu caddeler hepsi benim zihnimde. Bahsettiğim herşey bu dünyaya bakınca gördüklerimden ibaret... Beton şehirlerde yaşayan cesetler, kaybolmuş hayatlar, yolda yürürken ayağıma takılan yitirilmiş benlikler, marka imparatorlukları, banka krallıkları, güce tapan şeytani devletler, insan hayatını önemsizleştiren, adeta  tüketilebilir bir ürün misali servis eden televizyon kanalları ve daha nice çürümüş, kokuşmuş hastalıklı yaşam ve fikirler... Bunlar ölmeden kısa bir zaman önce sorgulamaktan beyin çeperlerimi yırtan, kabul etmekte zorlandığım olgulardı. Burada gökdelenin 37. katında Azrail'le poker oynarken birşeyi fark ediyor insan; bu kokuşmuş dünya da hala iyi kalabilen ve arkanıza döndüğünüz de yüzünüzü gülümseten insanlar var. Onlar bataklıktaki nadide çiçekler misali orada duruyorlar. Ben de bu yüzden şanslıyım aslında onları tanımak bir onurdu. Onlara ölmeden önce son sözlerim hep oldukları gibi kalmalarıdır. Bu döngüyü kırmamızın başka b...

Viski ve Mermi Bölüm 2

Masadaki paranın üstündeki mermiyi gören adam, kafasını kaldırıp bembeyaz olan barmene - İyi misin diye sorar korkudan sesi titreyen barmen çatallaşan bir sesle - Hayır diye cevap verir. - Bu saçmalıkta neyin nesi? kim bu adam tanıyor musun? - İlk defa görüyorum ama ne demek istediğini anladım bu eski bir mesajdır son uyarı anlamında. - Saçmalama kimse viskisi geç geldi diye birini öldürmez aklınca seninle kafa buluyor. - Hiç sanmıyorum. Bu tip adamların mizah anlayışı biraz kanlı olur. Yıllardır barlarda bunun gibilerine hizmet ettim - Polise gidelim istersen - Pek faydası olacağını sanmıyorum. Bu adamları iyi bilirim, gözleri karadır istedikleri olmazsa şeytan bile onların işine karışmaz. Barmen alel acele önlüğünü çıkartıp onu şaşkınlıkla izleyen adama dönüp - Dostum ben gidiyorum olurda bana birşey olursa olanlara tek şahit sensin diye konuşurken adam birden barmenin lafın keser - Şimdi beni dinle öncelikle sakin ol, bir yere gitmiyorsun en azından tek başına benim...

Viski ve Mermi

İki adam barda yanyana otururyorlardır. Biri diğerine dönüp; - Sana bir kişiyi öldürme şansı verselerdi kimi öldürürdün? diye sorar. Adam aşağıdan yukarıya yanındaki adamı süzer, adamı ilk defa görüyordur. -Hiç kimseyi diye cevap verir Adam hassiktir tonunda bir tıslayarak gülme sesi çırttıktan sonra tekrar dönüp - Sende onlardansın demek der ve viskisinden bir yudum daha alır Diğer adam anlamaz ve şaşkın bir şekilde - Kimlerden? diye sorar - 3 K (KKK) der ve viskisinden son yudumu alır. - Anlamadım? - 3 K yani Kendi Kendinin Katili. Kimseyi incitmeyecek olanlar hep kendini öldürür yavaş yavaş. Karşısındakinin ya çok sarhoş yada deli olduğunu düşünmeye başlar. - Peki sen kimi öldürürdün? - Barmeni. - Barmeni mi? Neden? - Çünkü bardağımın bittiğini gördüğü halde doldurmuyor. Üstelik saat daha 10'a 20 dakika var. - Nasıl yani? - Saat 22:00 olana kadar bu bardağı hiç boş bırakma demiştim. - Ama bunun için birini öldürmen çok saçma! - İşte farkımızda burada de...

Sentetik Medeniyetler ve Değişim...

Değişmek artık imkansızdı. Çünkü bireyin değişebilmesi için önce kendisi olması gerekiyordu. Sabit bir birey olup iyi veya kötü kendi çizgisinde ilerlemesi, sonrasında ise kaderinin sunduğu tercihler ile farklı yollara ve düşüncelere yolculuk yapması gerekliydi. Bu şekilde farklı düşünceler ile filizlenip farklı yolları seçip ilk benliğinden uzaklaşarak değişimi gerçekleştirebilecekti. Ama bize hiç bir zaman kendimiz olmamız öğretilmedi, hepimiz rol yapıyorduk bize öğretilenler bir tiyatroydu kocaman bir çöptü, sahte, çirkin ve olabildiğince sentetik duygu senaryolarıydı. Ya kabul edecektik yada toplum tarafından dışlanıp yaftalanacaktık. Değişim bu yüzden imkansızdı çünkü biz farkına varana dek çoktan her an güncellenen  bir değişim çemberinin, çıkılmaz bir paradoksun, ayrılmaz parçaları olmuştuk. Herşey televizyonla başladı, reklamlar, diziler, filmler, müziklerle bile medeniyetler üzerinde toplu hipnoz seansları başlatıldı. Karşı koyacacak cesareti olanlar en yakınındakiler d...

Bu Ağırlık Fazla Bana...

Akreple yelkovana dolanmış günler, ağır ağır geçiyor Bu ağırlık fazla geliyor bana... Bileklerini kesseydik sevdamızın, daha hızlı ölürmüydü anılar? Yüreğimin karanlık odalarını dolduruyor kandan nehirler, Ürkek bir serçenin titreyişindeki çaresizlik var üzerimde Ah bu Gecelere kurşun işlemiyor, saplıyor her gece hançerini göğsüme yavaş yavaş, Savaşamıyorum, saatlerin girdabında savrulup duruyorum, bi çare bir yalnızlığın gölgesine saklanmış içimdeki çocuk, yağmur yağıyor gözlerinden, ayakları çıplak... Sokaklar hep böyle ıssızmıydı? yağmurun kokusu neden acı hatıralar getiriyor avuçlarıma... Geceler ahh bu geceler, durmuş saatlerin esiri şimdi ve ben bitmiş bir romanın kaybeden karakteriyim avucundaki son satırda...

Araf

Galiba arafta kalmak benim kaderim... Bu durum, hayatım boyunca hep böyleydi, hiç bir yere yada hiç bir şeye tamamen bağlı kalamadım. Meğerse hiçliğe ait bir ruhtan öte değilmişim... Bahçeli bir evdeyim, yemyeşil ağaçlar, çeşit çeşit meyveleri olan rüya gibi bir bahçesi olan, ahşap, eski bir konak misali bembeyaz bir ev. Bahçede oturuyorum dışarı çıkamıyorum, bahçe dışında görebildiğim her yer gri bir çöl misali sis kaplı, renksiz, solgun ve hayat yok. Sanki bu ev arafta cennetten bir parça ve ben buraya sıkışıp kalmışım. Ev bi odadan ibaret kapıdan girdiğimde tek bir odaya çıkıyor ve kimsecikler yok ama ev üç katlı pencereleri kapalı içeriyi göremiyorum camları perdeli. Odaya girdi...

Boşluk

Boşluktayız, sebebini bilmediğimiz yabancı bir boşlukta, bu boşluğun duvarları yok, gökyüzü yok, sadece karanlık var, yabancı olduğumuz bir koyu bir karanlık. Sanki yaşam ile ölümün tam ortasındasın da, böyle arafta kalmışlığın çaresizliğini kabul etmiş bekliyorsun, neyi beklediğini bile bilmeden... Derin, uçsuz. bucaksız bir kuyuda, üstümüzü örten korkuların pençesinde çırpınarak düşüyoruz.  Karanlık üstümüze çöktükçe artıyor korkularımız ve daha hızlı düşüyoruz... Sahip olduklarımız arttıkça daha büyük bir boşluğun içinde buluyoruz kendimizi, bu doğru kişi dediğimiz her sevgilide kazanılan veya elde edilen her...