Ana içeriğe atla

Hastalıklı Canlılar...


En çok ne isterdim biliyor musun?
Tüm insanlığın yok oluşunu izlemek isterdim. Everest'in zirvesine oturup, çekirdek yerken, gökdelenlerin kafalarının kopuşunu görmek mesela. Nükleer tehditlerine güvenen tüm otoriter rehimlerin o füzelerin üstüne oturup şehirlerdeki tüm sahtekarlıklarıyla insanoğlunun atomlarına bölünüşünü görmek, tüm yönetimlerin, baskıcıların, dikdatörlerin bir anda toz oluşunu izlemek  harika olmaz mıydı? İnsanoğlu bu dünyanın başına gelmiş en kanserli canlı bence. Bizler hatalı bir sürümüz, piyasaya sunulup fabrikası çoktan batmış hiç bir boka yaramaz dandik ürünleriz...
O yüzden yok olmamız trajediden çok bir çözümdür. Bu gezegene gerçekten şükranlarımızı böyle sunacağız belki kim bilir? Insanoğlunun yokolduğunu düşün. Kıtaların parçalandığını, buzulların eridiğini, yeni kıtalar oluştuğunu, yıkık şehirlerin tüm sokaklarında ki iskeletlerin sarmaşıklarla kaplandığını... Baksana biz milyonlarca yıldır doğayı katletsek bile o bizden sira bile bizi bağrına basacak bitkilere çiçeklere renk olacağız belki böylesine ölüm ve kötülük saçan bir canlı türünün sağ kalması ne denli iyi olabilir ki... Tarih tekerürden ibaretse umarım bir gün biz de tekrar doğaya karışıp yeniden  toprağa kök salarız...     [HKZ]

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Karaborsa Aşklar...

Büyük Aşklar değildir efsane olan... Büyük aşklar, büyük acılara gebedir, Aslında efsane olan hep büyük acılardır... Nereye gitti bu büyük aşklar? şimdi yaşanılan hoşlantılara Aşk diyebilen  insanlar bu oyunun bir parçası mı? Aşk artık karaborsada, kaybolmuş, zamanı geçmiş, orjinal de hala içinde olan karışmış sahte biletler gibi... Kimse bilmiyor neden bu kadar dejenere oldu sevdalar ve işin esas acı kısmı kimsenin gerçekte umrundada değil ne olduğu... Bir garip adamın anılarından notlar; "Siz hiç otobüse binip heyecandan molalarda bile otobüsten inmeden 17 saat boyunca aynı koltuktan kımıldamadan yolculuk ettiniz mi? veya Hava -15 derecede üzerinize lapa lapa kar yağarken hiç bilmediğiniz ...

Çember...

Yorgunuz... O kadar yorgunuz ki, mutluluk maskesinin ardından bakıyoruz dünyaya...Gülüşlerimiz ardına saklı, sayısını bile unuttuğumuz hayallerimizden oluşan cesetler var. Kanlı ihanetlere kurban gitmiş masum umutlar. İçimizden o çocuksu yanımızı koparıp alan, benliğimizi kilitli kapılar ardına iten, bizi biz olmaktan korkutan, aslında hiç olmadığımız karakterlerin arkasına sindiren kötülükleri tüm genlerine yayılmış insanlara maruz kalmaktan yorgunuz... Yorgunuz çünkü aslında hiç söz sahibi bile olmadığımız bir sistemin içine itilip çocukluğumuzdan beri "sen bunu yapacaksın, sen bu olacaksın" gibi emir kipleri ve yönergelerle hayatımızı var olan sisteme, (istekli veya isteksiz) kurban etmekten, hep toplum veya adına her ne denilirse denilsin bize dayatılan ve aslında hiç istemediğimiz bu boktan yaşam senaryolarına uymaktan, karşı çıktığımızda ise dışlanıp ötekileştirilmekten yorgunuz... Çok şey de istemiyoruz ki, sadece sakinlik   istiyoruz, kendi mutlu olduğumuz yoll...

Viski ve Mermi

İki adam barda yanyana otururyorlardır. Biri diğerine dönüp; - Sana bir kişiyi öldürme şansı verselerdi kimi öldürürdün? diye sorar. Adam aşağıdan yukarıya yanındaki adamı süzer, adamı ilk defa görüyordur. -Hiç kimseyi diye cevap verir Adam hassiktir tonunda bir tıslayarak gülme sesi çırttıktan sonra tekrar dönüp - Sende onlardansın demek der ve viskisinden bir yudum daha alır Diğer adam anlamaz ve şaşkın bir şekilde - Kimlerden? diye sorar - 3 K (KKK) der ve viskisinden son yudumu alır. - Anlamadım? - 3 K yani Kendi Kendinin Katili. Kimseyi incitmeyecek olanlar hep kendini öldürür yavaş yavaş. Karşısındakinin ya çok sarhoş yada deli olduğunu düşünmeye başlar. - Peki sen kimi öldürürdün? - Barmeni. - Barmeni mi? Neden? - Çünkü bardağımın bittiğini gördüğü halde doldurmuyor. Üstelik saat daha 10'a 20 dakika var. - Nasıl yani? - Saat 22:00 olana kadar bu bardağı hiç boş bırakma demiştim. - Ama bunun için birini öldürmen çok saçma! - İşte farkımızda burada de...