Vücudumdaki tüm kemiklerim ağrıyor… Sanki ruhumdaki ızdırabı umarsızca bedenime taşıyor. Bir anda insanın dünyasının değişebileceğine ihtimal dahi vermeyen ben, şu an içinde bulunduğum bu boktan durumun şaşkınlığı ile nefes dahi almakta bile güçlük çekiyorum… Oysa ki her gün ölüme bir adım daha yaklaştığımız şu hayatta, uçurumun kenarında koşmaya çalışan sıradan bir bireydim. Kimsenin önemsemediği ve belki gerçekten de kimsenin sevmediği basit bir insan modeliydim. O gün uçurumun kenarında tam adım atacakken birden Azrail yakaladı ayağımdan ve beni aşağı doğru çekmeye başladı düşüncelerim bulanıklaştı gözlerim karardı, ellerimi istemsizce havaya kaldırdım, çırpınıyordum, resmen hayattayken can çekişiyordum. İkilemler okyanusunda boğuluyordum. Birden bileğimden birisi tuttu beni öyle kuvvetli bir ışık ki gözlerim kamaştı bu bir melek belki de dedim kendi kendime. Adeta ölüm ile yaşamı birbirine bağlayan bir köprü olmuştum. Bu denli kutsal görev benim gibi birine verilmemeliydi....
Bu sana son mektubum... Kurşuna diziyorum tüm sana meyilli sözcük öbeklerini. Susuşumun içinde boğulan sayısız isyanımdan kalan can kırıkları, batıyor çıplak ayaklarıma. Nefesime hapsolmuş boğucu bir efkarın, ciğerlerimi kanatışını çaresizlikle izliyorum... Ölüyorum... İçime oluk oluk kandan nehirler akıyor... Her solukta binlerce hançer saplanıp sanki kalbimi oyuyor... Nefretimi körüklüyorum her kahreden saniye için ama nafile, yetmiyor bazı şeyleri yakıp kül etmeye... Hangi intihar notu karşılık gelebilir ki bu acıya? Dinmeyen bir yağmurda kör bir kuyunun dibindeyim... Dinmiyor yağmurlar, Dinmiyor susuşuma gömdüğüm haykırışlarım, Ve belki hiç dinmeyecek bu her gece ölüşlerim Ama olsun kan kustursa bile bana yıllar. Asla sana dönmeyecek bu kahpe yollar... [HKZ]