Ana içeriğe atla

Yıldız Parkı'nda Bir Yaşlı Çınar...


Yeşeriyor ağaçlar kuşlar cıvıl cıvıl baharı müjdelerken, göğsüme yatıyorsun saçlarını okşarken bir bebeğin masumluğu var üzerinde... Gözlerin kapalı aşk'a küçük şarkılar fısıldıyoruz birlikte ve hiç bir şey umrumuzda değil ağaçların altında uzanırken dünya, zaman, insanlar...

Gökyüzünü izliyoruz birlikte sırtıma batan çakıl taşlarını bile farketmiyorum o kadar mutluyuz ki uzun bir zamandan sonra sen göğsümde yatıyorsun kalp atışlarıma bu kadar yakınsın ve sana eşlik ediyorlar güzelliğin yakarken gözlerimi...

Bu ağacın altı hep özlemimin bir yansısı kalacak bende ve ben ne zaman buraya yalnız  gelsem seninleyim aslında yıllar sonra bile, çok kadınlar sevdim senden sonra bile ama ne birtanesi tam olarak sen olabildi ne de herhangi biri senin kadar özlenebildi...

Yıldız Parkı biraz ıssızdı bu sefer elbette aşıklar vardı ama hiç biri bizim kadar ne mutluydu ne de birbirini bu kadar çok seviyordu bu yüzdendi hüznü ağaçların belki de... Sincaplar yine dallarda oynuyordu biraz durup izledim onları, uzandım sonra tekrar çınarın altına hayalini göğsüme yatırıp biraz daha aşkını perçinledim ve on yıl sonra bile hala aynı heyecan vardı içimde karanlığa saklanan çocukta, on yıl sonra bile hala aynıydı hasretin...
[HKZ]

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Karaborsa Aşklar...

Büyük Aşklar değildir efsane olan... Büyük aşklar, büyük acılara gebedir, Aslında efsane olan hep büyük acılardır... Nereye gitti bu büyük aşklar? şimdi yaşanılan hoşlantılara Aşk diyebilen  insanlar bu oyunun bir parçası mı? Aşk artık karaborsada, kaybolmuş, zamanı geçmiş, orjinal de hala içinde olan karışmış sahte biletler gibi... Kimse bilmiyor neden bu kadar dejenere oldu sevdalar ve işin esas acı kısmı kimsenin gerçekte umrundada değil ne olduğu... Bir garip adamın anılarından notlar; "Siz hiç otobüse binip heyecandan molalarda bile otobüsten inmeden 17 saat boyunca aynı koltuktan kımıldamadan yolculuk ettiniz mi? veya Hava -15 derecede üzerinize lapa lapa kar yağarken hiç bilmediğiniz ...

Çember...

Yorgunuz... O kadar yorgunuz ki, mutluluk maskesinin ardından bakıyoruz dünyaya...Gülüşlerimiz ardına saklı, sayısını bile unuttuğumuz hayallerimizden oluşan cesetler var. Kanlı ihanetlere kurban gitmiş masum umutlar. İçimizden o çocuksu yanımızı koparıp alan, benliğimizi kilitli kapılar ardına iten, bizi biz olmaktan korkutan, aslında hiç olmadığımız karakterlerin arkasına sindiren kötülükleri tüm genlerine yayılmış insanlara maruz kalmaktan yorgunuz... Yorgunuz çünkü aslında hiç söz sahibi bile olmadığımız bir sistemin içine itilip çocukluğumuzdan beri "sen bunu yapacaksın, sen bu olacaksın" gibi emir kipleri ve yönergelerle hayatımızı var olan sisteme, (istekli veya isteksiz) kurban etmekten, hep toplum veya adına her ne denilirse denilsin bize dayatılan ve aslında hiç istemediğimiz bu boktan yaşam senaryolarına uymaktan, karşı çıktığımızda ise dışlanıp ötekileştirilmekten yorgunuz... Çok şey de istemiyoruz ki, sadece sakinlik   istiyoruz, kendi mutlu olduğumuz yoll...

Viski ve Mermi

İki adam barda yanyana otururyorlardır. Biri diğerine dönüp; - Sana bir kişiyi öldürme şansı verselerdi kimi öldürürdün? diye sorar. Adam aşağıdan yukarıya yanındaki adamı süzer, adamı ilk defa görüyordur. -Hiç kimseyi diye cevap verir Adam hassiktir tonunda bir tıslayarak gülme sesi çırttıktan sonra tekrar dönüp - Sende onlardansın demek der ve viskisinden bir yudum daha alır Diğer adam anlamaz ve şaşkın bir şekilde - Kimlerden? diye sorar - 3 K (KKK) der ve viskisinden son yudumu alır. - Anlamadım? - 3 K yani Kendi Kendinin Katili. Kimseyi incitmeyecek olanlar hep kendini öldürür yavaş yavaş. Karşısındakinin ya çok sarhoş yada deli olduğunu düşünmeye başlar. - Peki sen kimi öldürürdün? - Barmeni. - Barmeni mi? Neden? - Çünkü bardağımın bittiğini gördüğü halde doldurmuyor. Üstelik saat daha 10'a 20 dakika var. - Nasıl yani? - Saat 22:00 olana kadar bu bardağı hiç boş bırakma demiştim. - Ama bunun için birini öldürmen çok saçma! - İşte farkımızda burada de...