Ana içeriğe atla

Araf

Galiba arafta kalmak benim kaderim...

Bu durum, hayatım boyunca hep böyleydi, hiç bir yere yada hiç bir şeye tamamen bağlı kalamadım.

Meğerse hiçliğe ait bir ruhtan öte değilmişim...

Bahçeli bir evdeyim, yemyeşil ağaçlar, çeşit çeşit meyveleri olan rüya gibi bir bahçesi olan, ahşap, eski bir konak misali bembeyaz bir ev. Bahçede oturuyorum dışarı çıkamıyorum, bahçe dışında görebildiğim her yer gri bir çöl misali sis kaplı, renksiz, solgun ve hayat yok.

Sanki bu ev arafta cennetten bir parça ve ben buraya sıkışıp kalmışım. Ev bi odadan ibaret kapıdan girdiğimde tek bir odaya çıkıyor ve kimsecikler yok ama ev üç katlı pencereleri kapalı içeriyi göremiyorum camları perdeli.

Odaya girdiğimde, biraz daha huzurlu hissediyorum, her yerde eski kitaplar, ahşap mobilyalar var. Bir masa var cam kenarında, üzerinde bir sürü kağıtlar, kalemler, çay lekeleri ve izmarit dolu bir küllük, ve boş bir çay bardağı duruyor. Sanki başka birisi yaşıyormuş gibi. Masa harici her yer derli toplu ama masanın üstü darmadağınık, sanki adamın zihni gibi... Adam diyorum çünkü bir kadının masasını bu kadar umursamazca kullanabilmesi mümkün değil...

Gökyüzü hep karanlık. Güneş yok ama sadece evin üstüne öyle bir parıltılı ışık vuruyor ki sanki cennetin himayesi altında gibi hissediyorum, gece ve gündüz yok, zaman yok başka mekan yok...

Demek ki böyle oluyormuş gerçek hiçlik yada tabiri caizse arafta olmak... Bahçeye çıkıyorum tekrar bir ağacın altına uzanıp gök yüzünden geen o harika ışığın gözlerimi kamaştırmasını kaptırıyorum bir den kendimi ne kadardır burdayım acaba ne oldu diye insani duygularımdan arta kalan anlamsız sorulara takılıyorum. Birden bir gölge beliriyor başımda;

- Merhaba, çok büyüleyici değil mi? Bu boş karanlığın içinde böyle huzur veren bir ışığın altında olduğumuz için çok şanslıyız.

Briden korkup irkiliyorum,

- Merhaba, evet şanslıyız o bilinmez karanlığın içinde de kalabilirdik

- Bu arada Ben Cemal dedi

- Ben Atilla Memnun oldum dedim. Ne zamandır burdasınız neden hiç görmedim sizi diye sordum.

- Valla bilmiyorum ama bir kaç defa bahçeye çıktım kimsecikler yoktu. Kapı tek bir odaya açılıyor ikinci katta tahminimce başka bir yer yok çözemedim.

- Evet bende de aynı durum var ama benim oda birinci katta dedim.

- Her katta bir kişi olabilir mi?

- Bilemiyorum ama birde Tomris var oda üçüncü kattaymış odası, tanışmıştık ama zaman olarak nasıl söyleyebilirim burada bilmiyorum dedi ve gülümsedi.

- Eee bahçede birbirimizi neden görmedik dedim.

- Benim cam bahçenin arkasına bakıyor aynısını biz Tomris hanımla konuşmuktuk zaman kavramı olmadığından demek ki birbirimizden farklı dilimlerde bahçede oluyoruz. Şans mı desek bugün için kısmet mi bilemedim dedi ve ekledi Zaten ben ilk burada olduğumu farkedince belli bir müddet korkudan odadan çıkamadım. Bahçeyi camdan izliyordum zamanla alıştım ama dedi.

- Ben kendimi hemen dışarı attım, bahçenin dışında ki karanlığı görünce ne olduğunu anlayamadım, dışarı çıkamadım, sanki birşey beni engelledi burası cennet gibi ama dışarısı ne cennete benziyor ne de cehenneme.

- Dostum dedi sanırım burası bir tür bekleme yada konaklama yeri benim düşüncem bir tür araftayız ama neden üçümüz orasını çözemedim. Dedi

- Valla Cemal bende bilmiyorum ama sanki bir yanım hep buraya aitmiş gibi tüm hayatım boyunca biliyormuşum da hiç düşünmek istememişim gibi bir his var içimde..

- Belki asırlar geçti Hayatımızın üstünden ne garip bu belirsizlik çok korkutucu insani duygulardan sadece korkunun kalması da ayrı bir ironi değil mi...

- Galiba korku olgusu daha ruhumuz oluşurken bir parçamız oluyor bilemiyorum...

- Neyse ben içeri geçiyorum Memnun oldum Atilla.

- Dur birşey deneyelim mi var mısın dedim

- Neymiş diye şüpheci gözlerle baktı bana Aman dışarı falan çıkalım deme de.

- Yok dedim, kapıdan aynı anda beraber girelim, hangimizin odasına açılacak acaba ikimiz aynı odaya girebiliyor muyuz ne dersin dedim

- Tamam dedi hadi bakalım

Kapıya geldik, ikimiz birden aynı adımı attık bedenimiz kapıdan geçtiği anda bir baktım odamdayım ama Cemal yoktu ne olduğunu anlamadan tekrar çıktım bahçeye;

- Sanırım bizim o küçük aklımız burda ki sırrı çözmeye yetmez Atilla Diyerek yanıma geldi ama çok ürkütücü ve aynı zamanda heyacanlı değil mi dedi

- Bence inanılmaz buradaki sistem gerçekten kusursuz dedim şaşkın şaşkın eve bakarken...

- Atilla ben gidip biraz uzanacağım bahçe ne kadar güzel olursa olsun bu dışardaki karanlık beni çok korkutuyor, kitap falan okurum belki, bahçede görüşürüz yine dedi

- Cemal dedim. Her bir kitap bitiminde Bahçeye çık 200-300 sayfalık kitaplardan başla böylece kendimize bi zaman çemberi oluşturmuş oluruz ve bahçede görüşürüz ne dersin? dedim

- Mantıklı, tamam bir daha ki kitap bitiminde görüşürüz o halde.

- Görüşürüz Cemal dedim ve eve girdi.

Ardından bende odama girip etrafı biraz karıştırdım, hiç gazete veya benzeri birşey yoktu kitaplarım basım tarihi yada yazar isimleri hangi yıla ait en ufak bir şey yazmıyordu, sadece üzerlerinde macera, korku, gizem, diye notlar düşülmüştü bazılarında "sakın okuma" diye kurşun kalemle altı çizilerek büyük harflerle yazılmıştı ne olduğunu anlamadım bazılarında ise "kesinlikle oku" yazıyordu. Sanki isimsiz, kimseye ait olmayan hikayelerin kütüphanesindeydim. Dağınık masaya oturdum. Kağıtları kalemleri bir tarafa topladım, küllüğü boşalttım eski tahta bir dolabın içinde biraz çay ve şeker bir kaç paket sigara buldum, paketleri yanıma aldım, "Kesinlikle oku" diye not düşülen kitaplardan birini aldım ve başladım okumaya...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Karaborsa Aşklar...

Büyük Aşklar değildir efsane olan... Büyük aşklar, büyük acılara gebedir, Aslında efsane olan hep büyük acılardır... Nereye gitti bu büyük aşklar? şimdi yaşanılan hoşlantılara Aşk diyebilen  insanlar bu oyunun bir parçası mı? Aşk artık karaborsada, kaybolmuş, zamanı geçmiş, orjinal de hala içinde olan karışmış sahte biletler gibi... Kimse bilmiyor neden bu kadar dejenere oldu sevdalar ve işin esas acı kısmı kimsenin gerçekte umrundada değil ne olduğu... Bir garip adamın anılarından notlar; "Siz hiç otobüse binip heyecandan molalarda bile otobüsten inmeden 17 saat boyunca aynı koltuktan kımıldamadan yolculuk ettiniz mi? veya Hava -15 derecede üzerinize lapa lapa kar yağarken hiç bilmediğiniz ...

Çember...

Yorgunuz... O kadar yorgunuz ki, mutluluk maskesinin ardından bakıyoruz dünyaya...Gülüşlerimiz ardına saklı, sayısını bile unuttuğumuz hayallerimizden oluşan cesetler var. Kanlı ihanetlere kurban gitmiş masum umutlar. İçimizden o çocuksu yanımızı koparıp alan, benliğimizi kilitli kapılar ardına iten, bizi biz olmaktan korkutan, aslında hiç olmadığımız karakterlerin arkasına sindiren kötülükleri tüm genlerine yayılmış insanlara maruz kalmaktan yorgunuz... Yorgunuz çünkü aslında hiç söz sahibi bile olmadığımız bir sistemin içine itilip çocukluğumuzdan beri "sen bunu yapacaksın, sen bu olacaksın" gibi emir kipleri ve yönergelerle hayatımızı var olan sisteme, (istekli veya isteksiz) kurban etmekten, hep toplum veya adına her ne denilirse denilsin bize dayatılan ve aslında hiç istemediğimiz bu boktan yaşam senaryolarına uymaktan, karşı çıktığımızda ise dışlanıp ötekileştirilmekten yorgunuz... Çok şey de istemiyoruz ki, sadece sakinlik   istiyoruz, kendi mutlu olduğumuz yoll...

Viski ve Mermi

İki adam barda yanyana otururyorlardır. Biri diğerine dönüp; - Sana bir kişiyi öldürme şansı verselerdi kimi öldürürdün? diye sorar. Adam aşağıdan yukarıya yanındaki adamı süzer, adamı ilk defa görüyordur. -Hiç kimseyi diye cevap verir Adam hassiktir tonunda bir tıslayarak gülme sesi çırttıktan sonra tekrar dönüp - Sende onlardansın demek der ve viskisinden bir yudum daha alır Diğer adam anlamaz ve şaşkın bir şekilde - Kimlerden? diye sorar - 3 K (KKK) der ve viskisinden son yudumu alır. - Anlamadım? - 3 K yani Kendi Kendinin Katili. Kimseyi incitmeyecek olanlar hep kendini öldürür yavaş yavaş. Karşısındakinin ya çok sarhoş yada deli olduğunu düşünmeye başlar. - Peki sen kimi öldürürdün? - Barmeni. - Barmeni mi? Neden? - Çünkü bardağımın bittiğini gördüğü halde doldurmuyor. Üstelik saat daha 10'a 20 dakika var. - Nasıl yani? - Saat 22:00 olana kadar bu bardağı hiç boş bırakma demiştim. - Ama bunun için birini öldürmen çok saçma! - İşte farkımızda burada de...