Giriş... Saat akşamın sekizi, zaman artık geceye doğru yavaş bir akıntıda. Adeta beklenmeyen bir gezegenden gelen bir çağrıyla, telefonun sesi içerdeki sessizliği kurşunluyordu. "Alo." "Tamam hemen geliyorum." "Kardeş, sen kasaya bak. Ben iki saate gelirim." "Tamam abi." Hemen mavi kot ceketimi alıp, iş yerinin tahliye kapısına doğru koşmaya başladım. Yer çekimi yoktu galiba, oda mı geceye karışıp yatağına çekilmişti yoksa ben hatırlamayacak kadar mutluluk sarhoşu muydum? Sanki yetmişlik sek mutlululuk şişesini bir anda kafaya dikip, alev kusan sahipsiz bir ejderha yavrusu gibiydim. Ve melekler gerçekti biliyorum o ıssız izbe istasyonda bana doğru koşan ve adımının değdiği her yeri cennetin şubesi haline getiren bir varlık ancak bir melek olamalıydı. Belki de daha yeni bir stajer melekti bilmiyorum ama onun ışığı benim ampulü patlak, karanlık bodrum misali hayatıma değdiğinde; gece, gündüz, yaşam, ölüm, dert, tasa, hüzün her şey o ...